Kasten öldürmeye teşebbüs yaralama ayrımı

kasten öldürmeye teşebbüs yaralama ayrımı

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kasten öldürmeye teşebbüs, yaralama ayrımı konusunda akla gelebilecek sorulara ışık tutabilecek " 20011/1-72 E.  ,  2011/102 K." sayılı kararını sizler için inceledik.

ÖZET: Kasten öldürmeye teşebbüs yaralama ayrımı na ilişkin görüşe çoğunluk görüşüne göre;

Kasten öldürmeye kalkışma ve yaralama suçlarını birbirinden ayıran başlıca ölçüler; fail ile mağdur arasındaki husumetin nedeni ve derecesi, failin cürümde kullandığı saldırı aletinin niteliği, atış veya darbe sayısı ile mesafesi, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme olanağının olup olmadığı, olayın akış ve nedeni, failin işlemeyi kastettiği cürmün meydana gelmesine iradesi dışında engel bir nedenin olup olmadığıdır.

Kasten öldürmeye teşebbüs yaralama ayrımı na karar verebilmek için tüm bu olgular olaysal olarak değerlendirilip sanığın kastı belirlenmelidir.

Kasten öldürmeye teşebbüs yaralama ayrımı na ilişkin kararın ilgili bölümleri şu şekildedir;

"Suç niteliğinin belirlenebilmesi, sanığın kastının saptanması ile mümkündür.

Esasen failin iç dünyasını ilgilendiren kastının belirlenmesinde, failin dışa yansıyan, olay öncesi, olay sırası ve sonrasındaki davranışları ölçü olarak alınmalıdır.

Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, kasten öldürmeye kalkışma ve yaralama suçlarını birbirinden ayıran başlıca ölçüler; fail ile mağdur arasındaki husumetin nedeni ve derecesi, failin cürümde kullandığı saldırı aletinin niteliği, atış veya darbe sayısı ile mesafesi, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme olanağının olup olmadığı, olayın akış ve nedeni, failin işlemeyi kastettiği cürmün meydana gelmesine iradesi dışında engel bir nedenin olup olmadığıdır.

Tüm bu olgular olaysal olarak değerlendirilip sanığın kastı belirlenmelidir.

Bütün bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yerel mahkemece direnme gerekçesinde, sanık ile katılan arasında öldürmeyi gerektirecek herhangi bir husumetin bulunmadığı belirtilerek, eylemin bıçakla kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.

Katılan ile sanık arasında önceye dayalı, öldürmeyi gerektirecek herhangi bir husumetin bulunmadığı sabit olmakla birlikte, katılanın olay yerine gelmesinden önce maktül K. U.i öldürmüş olan sanığın, katılan tarafından görülmesi nedeniyle, yakalanacağı korkusuna kapılarak olayın tek tanığı durumunda bulunan katılanı öldürerek yakalanmaktan kurtulacağı düşüncesiyle eylemini gerçekleştirdiğinin kabulü gerekmektedir.

Diğer taraftan, sanığın eylemine devam etmeyerek kaçtığı gerekçesiyle yaralama kastıyla hareket ettiği kabul edilmiş ise de; katılanın baştan itibaren değişmeyen ve aşamalarda birbiriyle tutarlı olan anlatımlarında, bıçaklanmasının hemen sonrasında kaçmaya başladığını, ayak seslerinden sanığın arkadan kendisine doğru geldiğini ve kaçarken de “adam öldürüyorlar beni kurtarın” diye bağırarak yardım istediğini belirtmiş olması nedeniyle sanığın, mahkemenin kabulünde olduğu gibi eylemine kendiliğinden son vermesinin söz konusu olmadığı, kaçarak olay yerinden uzaklaşan katılanın arkasından gitmesine rağmen kendisine yetişememiş olması ve katılanın yardım talebi nedeniyle meskun mahal olan olay yerinde bulunan kişilerce yakalanma olasılığı karşısında, işlemeyi kastettiği cürmün iradesi dışında gelişen engeller nedeniyle sonuçlandıramadığı anlaşılmaktadır.

Katılan da meydana gelen yaralanmanın boyutuna göre darbenin şiddeti, isabet aldığı vücut bölgesi, bıçağın öldürücü özelliği, katılan ile karşılaşmadan çok kısa bir süre önce kasten öldürme ve yağma suçlarını işlemiş olan sanığın, katılan tarafından görülmesi nedeniyle yakalanacağı korkusuna kapılması ve yaralandıktan sonra olay yerinden koşarak kaçan katılanın arkasından gitmesi gibi hususlar hep birlikte göz önünde bulundurulduğunda, sanığın öldürme kastıyla hareket ettiğinin ve eylemin yakalanmamak amacıyla kasten öldürmek suçuna kalkışmak olduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, sanığın eylemini kasten yaralama olarak nitelendiren yerel mahkeme direnme hükmü isabetsiz olup, bozulmasına karar verilmelidir. " Şeklindedir.

Kasten öldürmeye teşebbüs yaralama ayrımı na ilişkin çoğunluk kararına karşı oy ise özetle şu şekildedir;

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi M.K.

Sanık olay günü, olayla alakası olmayan maktulenin evine yağma amacı ile girip kesici aletle maktuleye saldırarak 8 adet öldürücü darbe sonucu maktuleyi öldürdükten sonra, evden çıkacağı sırada, avluya gelen mağdur ile karşılaştığı, onunla konuşmamak, tanışmamak ve yakalanmamak için mağdura da bir kez kesici aletle vurup hayati tehlike oluşacak şekilde mağduru yaralayıp olay yerinden kaçtığı anlaşılmıştır.

Kasten öldürmeye teşebbüs yaralama ayrımı ile ilgili karşı görüş şu şekilde devam etmektedir.

Bu nedenle, gasp amacı ile komşusunun evine girerek onu 17 bıçak yarası ile öldürdükten sonra, olaydan habersiz evin zilini çalan mağdura da tek darbe ile vurup bununla yetindiği halde, ilk olayda ölüm oluşmuş.

İkinci olayda da mağduru öldürebilir diye bir kanaate varamayız.

Suçun belirlenmesi, suçun öldürme mi, yaralama mı olduğunu ayırabilmemiz için, öğretideki görüşleri, Yüksek Yargıtay’ın bu konudaki yerleşmiş kararlarını olayımıza uygulayarak, yerel mahkeme ile Yüksek Daire arasındaki bu sorunu çözmemiz gerekmektedir.

Kasten öldürmeye teşebbüs yaralama ayrımı ile ilgili karşı görüş öğretiden örneklerle karşı oy gerekçesine şu şekilde devam etmektedir;

Öğretide öldürme ve yaralama kastını bir birinden ayıran iki görüş mevcuttur.

-Birinci görüş karine usulü: 

Bu görüş, normal bir yaralama eylemini bile, öldürmeye teşebbüs olarak kabul etmektedir. Eğer bunun aksini eylemin yaralama olduğunu, iddia ediyorsa, bunu ispat etmek külfetini de sanığa yüklemektedir.

Bu görüş cezanın temel ilkelerinden olan şüphe sanık lehinedir kuralına ters düştüğü için ceza kanunumuz bu görüşü kabul etmemiştir.

-İkinci görüş ispat usulü:

Bu ispat usulüne göre, öldürme ile yaralama kastlarını bir birinden ayırabilmek için, mağdurdaki yara nahiyelerine, kullanılan vasıta cinsine ve darbenin etkisine ve sayısına bakılarak yargıçta oluşacak kanaate göre hüküm kurulmaktadır.

Ceza kanunumuz, bu ispat sistemini benimsediğinden, bir olayda, öldürmeye teşebbüs veya yaralamadan hangisinin uygulanacağı tartışma konusu olduğunda, aşağıdaki beş kurala uyulması gerekmektedir.

1-Olayda kullanılan vasıtanın cinsine,

2-Yaranın isabet ettiği bölgenin nahiyesine,

3-Vücuda ika edilen darbenin adetine,

4-Darbelerin tekrarı yönünden, mani engel bulunup bulunmadığına, 

5-Sanığın olaydan önce ve olaydan sonraki davranışlarına bakılarak, kastının ne olduğunun tespitine, çalışılmalıdır.

1-Eylemde kullanılan vasıtanın cinsine baktığımızda:

Genellikle vasıtalar iki kısma ayrılmaktadır.

a-Ateşli silahlar:

Yargıtay kararlarına göre sanığın tabanca veya av tüfeği gibi öldürücü nitelikte olan ateşli bir silahla etkili mesafeden mağdurun, baş, göğüs ve karın gibi hayati önem arz eden bölgelerinden birine ateş edilmesi halinde bu eylem öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturur.

Bu tip olaylarda kullanılan vasıta ateşli silah olduğu için hayati bölgeye bir kez isabet etmesi öldürmeye teşebbüs için yeterli görülmüştür.

Olayımızda ateşli silah kullanılmadığı için bu fıkranın uygulanması mümkün değildir.

b-Kesici, delici ve bereleyici aletler:

Yüksek Yargıtay kararlarına göre sanığın bıçak veya tornavida gibi kesici bir aletle mağdurun baş göğüs ve karın gibi hayati önem arz eden bölgelerine şiddetli bir şekilde bir kez vurduktan sonra, mani bir engel bulunmadığı halde ikinci darbeyi gerçekleştirmeyip bu tek darbe ile yetinmesi halinde, bu eylem ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturur.

Sanık, birinci darbeyi gerçekleştikten sonra, bununla yetinmeyip ikinci darbeyi de gerçekleştirmişse ve her iki darbede hayati tehlike arz eden yaralar ise bu takdirde sanığın kastı öldürmeye yönelik kabul edilmiştir.

Yargıtay bu şekilde darbe sayısını ön planda tutarak suçları iki gruba ayırmıştır.

Bizim olayda, sanık kesici alet kullanmış, mağdura karşı vurduğu tek darbe ile yetinmiştir.

Olay yeri krokisinde, belirtildiği gibi sanık, mağdura koşarak yetişmiş, ikinci kez vurup öldürmeyi tamamlaması mümkün iken, sanık ikinci darbeyi gerçekleştirmemiştir.

Sanığın bilinç altında o esnada, bilerek ve isteyerek mağduru öldürme kastı mevcut değildir.

Bu kastı mevcut olsa idi ikinci ve sayısız darbeleri gerçekleştirirdi. 

Tek darbenin yaralama kabul edilmesinin gerekçesi şudur; her insanoğlu günlük yaşamda, vuku bulan bir tartışma sırasında, aniden sinirlenip çok sevdiği bir yakınını yaralayabilir.

Sanık, yaptığı bu ilk darbe sonucunda, biriken sinirini boşalttıktan sonra, kastını sürdürmeyip, vurma imkanı mümkün iken ilk darbe ile yetinmesi halinde yaralamadan bahsedilmelidir.

Eğer kastından vazgeçmeyip, ikinci ağır darbeyi gerçekleştirdiğinde, bu takdirde vazgeçme imkanı doğduğu halde vazgeçmeyip kastını sürdürdüğü anlaşıldığından, öldürmeye teşebbüsten bahsedilebilir.

(...)

Kasten öldürmeye teşebbüs yaralama ayrımı ile ilgili karşı görüş şu şekilde devam etmektedir.

Mağdurun karın nahiyesinde iç organ yaralanmış, hayati tehlike arz eden tek rapor mevcuttur.

Mani engel ortadan kalktığı halde, sanık darbeyi tekrarlamadığına göre sanığın kastı yaralamaya yöneliktir.

2-Yaranın isabet ettiği bölgenin nahiyesine baktığımızda:

Darbe, mağdurun karın nahiyesine isabet etmiş bu bölge hayati tehlike arz eden bir bölgedir. Bu konuda, yerel mahkeme ile daire arasında bir anlaşmazlık bulunmamaktadır.

3-Vücuda ika edilen darbenin adetine:

Mağdurun karın nahiyesine tek darbe isabet etmiş ve yaşamsal tehlike arz eden bir yaradır. İkinci bir yara gerçekleşmemiştir.

Bu konuda, yerel mahkeme ile daire arasında bir anlaşmazlık bulunmamaktadır.

4-Darbelerin tekrarı yönünden, mani engel bulunup bulunmadığı:

Olay yeri krokisinde: Olayın meydana geldiği evin bahçe içinde olduğu, dış alemden bahçe duvarı ile ayrıldığı, dışarı ile bağlantıyı sağlayan bahçe kapısının bulunduğu,olay sonrası tanık beyanlarına göre, tanımadıkları bir şahsın bahçe kapısından koşarak gittiğini, daha sonra bahçe kapısından mağdurun çıktığını beyan etmişlerdir.

Bu beyanlar göz önüne alındığında, mağdurun bir kez bıçaklandıktan sonra dışarı çıkmak için bahçe kapısına yöneldiği,aynı şekilde sanığın kaçmak için mağdurun arkasından bahçe kapısına koştuğu,bu aşamada sanığın mağdura yetişip, onu geçerek, ondan evvel, bahçe kapısından çıkarak kaçtığı anlaşılmıştır.

Sanık isteseydi mağdura yetiştiğinde ikinci kez onu bıçaklayabilirdi.

Sanık ile mağdurun arasına giren bir üçüncü kişi mevcut değildir.

Hiç kimse sanığın bıçaklı elini tutmuş değildir.

Sanık koşmuş ancak mağdura yetişememiş gibi mani engel bir durum söz konusu değildir.

Burada, ilk darbeye yaralama diyoruz ve yaralama gerçekleştikten sonra, mani bir engel söz konusu olmadan, ikinci darbeyi, yani öldürmeye teşebbüs olayını kendi iradesi ile gerçekleştirmemiştir.

Sanık ikinci darbeye kalkışmış; ancak bu darbe bir tanık tarafından önlenmiş olsaydı, bu takdirde mani engel söz konusu olduğundan öldürmeye teşebbüsten bahsedebilirdik. Sanık, tek darbe ile yetindiğinden, kastının yaralamaya yönelik olduğu açıktır.

5-Sanığın olaydan önce ve olaydan sonraki davranışları:

Sanığın, mağdur ile olaydan önce her hangi bir ihtilafı bulunmamaktadır. Fakat olaydan önce 3. kişi olan maktule Keziban’ı öldürmüştür.

O öldürme olayının etkisi ile biran evvel kendisini tanımayan mağdurla, yüz yüze gelmek istemeyip, onunla tanışmadan, ondan biran evvel kurtulmak istemiştir.

Bu amaçla, yüzünü gizleyip, mağduru yaraladıktan sonra, olay yerinden uzaklaşmıştır.

Öldürme kastı mevcut olsa idi. Bu kastını sonuçlandırıncaya kadar, ilk öldürme olayı gibi, tek darbe ile yetinmeyip, darbelerini çoğaltarak, ölüm oluşuncaya kadar, darbelere devam ederdi.

Sanığın, olaydan önce ve olaydan sonraki hiç bir davranışları öldürmeye yönelik değildir.

Tüm, davranışları yaralama aşamasında kalmıştır. Şüpheden sanık yararlanır kuralı gereğince eylemini yaralama olarak kabul etmemiz gerekmektedir.

(...)

 

YCGK. bugüne kadar kalbe nafiz bıçak yarası hariç hiçbir tek bıçak yarasını öldürmeye teşebbüs olarak kabul etmemiş tüm tek bıçak yaralarını yaralama olarak kabul etmiştir.

Saygı ile yad ettiğimiz Ceza Genel Kurul Başkanı sayın M.U. sayın M.K.ve sayın O.Ş. bey döneminde verilen tüm kararlar bu şekilde geçmiştir.

Yüksek 1.Ceza Dairesinin saygı değer Başkanları Ü.Ç. T.G.S. Mo. ve Seydi Yetkin döneminde uygulama bu şekilde oluşmuştur.

1.Ceza Dairesinde 30 yıldan beri tek bıçak yarası değil, iki bıçak yarası öldürmeye teşebbüs olarak kabul edilmiştir.

30 yıllık yerleşmiş ilke kararları ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, olayda kullanılan vasıtanın cinsi, darbe adeti, yara nahiyesi ve mani bir engel bulunmaması gibi tüm şartlar dikkate alındığında eylemin kasten yaralamaya yönelik olduğu anlaşılmakla yerel mahkemenin kararının onanması görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım” görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Genel Kurul Üyesi de, benzer düşüncelerle “sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır."

İLGİLİ BAĞLANTI: İstinaftan sonra temyiz dilekçesi örneği ceza

ETİKET: kasten öldürmeye teşebbüs yaralama ayrımı

Please follow and like us:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir